Tag Archives: Art İzlenimcilik

Paul Gauguin’in “Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?” eseri

Image

Fransız ressam Paul Gauguin‘i “Arearea” ve “Spirit of the Dead Watching” eserleriyle tanıtmıştım. Bildiğiniz gibi Gauguin, teknolojide ve sanatta koşar adım ilerleyen memleketinden uzaklaşıp daha ilkel yaşayan bir yere, Tahiti’ye taşındı. Benim bahsettiğim iki eser de ressamın Tahiti döneminden. Kanımca en iyi eserlerini de orda vermiş. Şimdi söz edeceğim “Where Do We Come From/ What Are We/ Where Are We Going” de yine Tahiti’den.  Okumaya devam et

Reklamlar

Paul Cezanne’nin “Self-Portrait (1864)” eseri

Image

Fransız Art İzlenimci ressamların en iyilerinden biri olan Paul Cezanne‘yi 1906 yılında kaybettik. Babası – karısı – resim tutkusu gibi zorlu bir üçgende geçen yaşamı, Cezanne için oldukça yorucu idi. Bu zorlu yaşam, ona üzerine yapışıp kalan bir utangaçlık ve utangaçlıktan doğan asabiyet; dolayısıyla kabalık da verdi. Cezanne kırılgan ve yabaniydi. Bunu yukarıdaki portreden görebilirsiniz.  Okumaya devam et

Georges Seurat’ın “La Seine A La Grande Jatte” eseri

Image

Georges Seurat, bir Fransız ressamıdır. Art İzlenimclik dediğimiz akıma ‘Noktacılık‘, yani Puantilizm tekniğini getiren bu ressam, yalnızca 31 yıl yaşadı. İlk sergisini 24’ündeyken Salon‘da açan Seurat‘ın “La Seine A La Grande Jatte” eserinden söz etmeye çalışacağım. Yukarıda söylediğim Puantilizm tekniği işte bu eserle ortaya çıktı. Okumaya devam et

Paul Cezanne’nin “Rideau, Cruchon et Compotier” eseri

Image

O hepimizin babasıydı“.

Paul Cezanne için söylenen bu sözün sahibi Henri Matisse ile Pablo Picasso. Bunu, Cezanne‘nin Kübizm akımının temellerini atmasından çok bakış açısı ve tekniğine olan hayranlığını dile getirmek için söylüyorlar. Yukarıda, dünyanın en pahalı eserleri arasında yer alan “Rideau, Cruchon et Compotier“i görüyorsunuz. Esere yüksek rakamlar biçen, Matisse ile Picasso‘nun Cezanne‘de gördüğü şeydi. Okumaya devam et

Pablo Picasso’nun “Child with a Dove” eseri

Image

Pablo Picasso, uzun ömürlü ressamlarımızdandır. Ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Fransa’dan çıkma bir Fransız değil, İspanyol’du. 1973’te kaybettiğimiz ressamın 21 yaşındayken yaptığı bir yağlıboya eserden bahsedeceğim. İsmi “Child with a Dove” ve tam bir ‘ne görüyorsanız o’ resimlerinden.  Okumaya devam et

Paul Cezanne’nin “Montagne Sainte-Victoire” eseri

Image

Fransız ressam Paul Cezanne peyzajları, ressamın diğer tüm işlerinden apayrıdır. Hergün resim yapmak için evinden çıkan ve yine bu amaçla evden çıktığı bir yağmurlu günde zatürree olup 67 yaşında hayatını kaybeden Cezanne, 56’sında bir peyzaj işi yaptı. Fransa’nın Provence Alpes Cote d’Azur Bölgesi‘ndeki Sainte-Victoire Dağı Yolu’nu resmettiği “Monte Sainte-Victoire” adlı eserini 1895’te tamamladı.  Okumaya devam et

Paul Gauguin’in “Arearea” eseri

Image

1903’te kaybettiğimiz Paul Gauguin‘i genellikle parlak tonlarını tercih ettiği boyaları ve yuvarlak hatlı formlarıyla tanıyoruz. İzlenimcilik akımına verdiği eserleri ve özellikle Tahiti‘de yaptıklarının beğenilmeme; sonrasında pek çok ressama ilham kaynağı olmasıyla hatırlanır. 15 Mart’ta Tahitili karısı Tehura‘nın başrolünde olduğu “Spirit of Dead Watching“inden bahsettiğim Gauguin‘in yine Tahiti periyoduna götüreceğim sizi. Fransa Polinezyası’nda yaptığı “Arearea“, adeta bir belgesel sahnesi. Okumaya devam et

Vincent Van Gogh’un “Self Portrait with Bandaged Ear” otoportreleri

Image

Size Vincent Van Gogh‘un Paul Gauguin‘e olan dostluğu uğruna çılgınlık anında kulağını kesiş öyküsünü anlatmıştım. Binbir çeşit psikolojik bozukluğu olsa, ve bu hikaye biraz ürkütücü görünse de Van Gogh‘un istediği yalnızca dostuyla beraber atölye kurmak idi. Kulağını kestiğinin ertesi günü evinde kanlar içinde bulunan ressam, 2 hafta sonra iki adet otoportre yaptı. Theo‘ya yazdığı mektupta gayet iyi olduğunu, bunu göstermek için otoportesini yapacağını ve bu sebepten kendine güzel bir ayna satın aldığını yazan Hollandalı ressamımız, mektubuna hala Gauguin‘le beraber atölye kurmak istediğini de ekler.  Okumaya devam et

Paul Cezanne’nin “The Bather” eseri

Image

Döneminde ‘beceriksiz’ yakıştırması yapılan Paul Cezanne, her şeyden evvel özgün bir karaktere sahipti. Benim anlayışıma göre hangi dalı olursa olsun Sanat’ın alametifarikası da budur. Cezanne‘nin özgünlüğüyle yarattığı sanatı döneminde kıymetli bulunmadı. Neyse ki 1906’da kaybettiğimiz usta ressamın eserleri günümüzde hakettiği takdiri buluyor. Ressamımızın 48 yaşındayken yaptığı bir yağlıboya eserinden bahsedeceğim.

Okumaya devam et

Paul Cezanne’nin “The Boy in the Red West” eseri

Image

Fransız ressam Paul Cezanne, Kübik çizgilerin babasıdır. Şöyle ki Cezanne, ‘Art İzlenimcilik’ dediğimiz akıma dahil edilen eserlerinde Kübist çizgiler kullandı. Bu, O’nun özgünlüğüydü ve ölmeden 25 yıl evvel dünyaya gelen İspanyol ressam Picasso‘ya farkında olmadan Kübizm‘e giden sapağı gösterdi. Cezanne’nin 1888’de tamamladığı “The Boy in the Red West” (Kırmızı Yelekli Çocuk) eserinden bahsedeceğim. Aslında bu konu, bir seri. Yani 4 yağlı, bir suluboyayla yapılmış “Kırmızı Yelekli Çocuk” var. Ben yukarıdakini esas alıyorum. Okumaya devam et