Ali Sami Boyar’ın “Ayasofya” eseri

ayasofya ali sami boyar

1880 senesinde İstanbul’da dünyaya gelen Ali Sami Boyar, Sanayi-i Nefiseli ressamlarımızdandır. 87 yıllık ömrünün büyük bir kısmını Ayasofya‘ya veren Boyar, 1935’ten sonra yapıldığı kesin olan lakin tarihini tam olarak bilmediğim birçok Ayasofya resmi yaptı. Bunlar arasından en güzelini seçtim.

1892 yılında, yani 12 yaşında ilk resim dersini okuldaki resim hocası Kaymakam Şükrü Bey‘den alan Boyar, 21 yaşında Harbiye’den ‘Teğmen‘ rütbesiyle mezun oldu. Bir sene geçmeden içinden hiç atamadığı tutkusu resme yönelen Boyar, Sanayi-i Nefise‘ye (bugünkü Mimar Sinan GSF) girdi. Osman Hamdi başta olmak üzere pek çok önemli ressamdan ders aldı ve 1935 senesinde Ayasofya Müzesi Müdürlüğü‘ne atandı. 6 yıl sonra da bu yapıyı konu alan bir kitap yayınladı. 1967 senesinde son nefesini veren Ali Sami Boyar‘ın Ayasofya’nın içten görünümünü resmettiği bu eser, tarihi açıdan büyük önem taşır.

532 yılında Bizans İmparatoru 1. Justinian tarafından yaptırıldığı bilinen Ayasofya, bir katedraldi. 1453’te Sultan Mehmet‘in fethiyle alınıp camiye dönüştürülen eser, iki dini bir araya getirdi ve ortaya büyüleyici bir dini/ tarihi atmosfer çıktı. Bugün hala aynı atmosferi koruyan bu yapı, mimari açıdan da önemlidir. İki mimar; Miletli Isidoros ve Trallesli Anthemius‘un tasarladığı yapı, Boyar‘ın göreve başladığı 1935’ten beri müze olarak hizmet vermekte.

ali sami ayasofya

Açımız, Ayasofya‘nın iç mekanı; zeminden birkaç basamak yukarıda bir yer. Tavandan sarkan dev avizeler, kahverenginin koyu tonlarıyla boyanmış sütunlar, yapının üst katlarının da zeminle aynı büyüleyici hava sahip olması ilk dikkat çekenlerden. Resmin en üstüne baktığımızda yapının tavanı değil; dev iki kemer görüyoruz. Bu kemerler, bizi mekanın zaten içinde olmamıza rağmen ‘giriş‘e, hep girişe yönlendiriyor.

Ressamın detaylı resmettiği eserinde sanatsal açıdan en değerli özellik, derinlik algısını da yaratan ‘ışık‘ unsurudur. Işığın yapı içindeki seyri, Ayasofya mimarisine daha çok hayran olmamızı sağlarken ışığın gelişi ve dağılımı, mekanın gerçekten içindeyken yukarıya baktığımızda hissettiğimiz yükseklik algısını veriyor. Esere baktığımızda mimariye o kadar odaklanırız ki müzeyi ziyarete gelen iki küçük kız çocuğu figürünü (yazının son paragrafına ekleyerek yaptığım gibi) çok geç farkederiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s